Through the Skin Exhibition

Sergiyi ziyaret etmek için linki tıklayabilirsiniz. https://kuula.co/share/7XFpB/collection/7ldCk

To visit the exhibiton please click the link below. https://kuula.co/share/7XFpB/collection/7ldCk

Through the Skin” adlı kişisiel sergim online olarak açıldı. Pg Basement kapsamında düzenlenmesi planan sergi, pandemi sebebiyle fiziksel olarak kurulmak veya ötelenmek yerine tamamiyle dijital olarak kurgulandı. Sergiye özel olarak sıfırdan yaratılan mekan, Pg Online, sanatçı Ahmet Rüstem Ekici tarafından tasarlandı. Sergi ile aynı adı taşıyan seriye ait ve ağırlıklı olarak siyah beyaz fotoğrafların yer aldığı sergi, VR gözlüklerle de gezilebilecek. Ana mekana açılan çinilerle kaplanmış ufak odada ise aynı seriye ait Fujifilm instant print fotoğraflar görülebilecek. İşlerin yanında yer alan butonları tıklayarak gerekli bilgilere erişebilen izleyici, galeri mekanında bulunan kütüphaneden de sanatçının sergi hazırlık süresince yararlandığı kaynak kitaplara erişebilecek.

İnsan, beden, et, kimlik, deri, kıl, yara, kusur, uzuv, cinsiyet, mahrem, estetik, toplum, politika, saklanmak, utanmak, kaçmak, dokunmak, tanışmak, düşünmek ve barışmak üzerine görsel hikayeler… Hakan Sorar


Düşünce, Görüntü, Beden
İ.S. 1. yy’da Roma’da Gaius Plinius Secondus, galerilerini kimi tasvir ettiğini bile bilmedikleri heykellerle dolduran koleksiyonculara kızar. Bu heykeller sırf sanat oldukları için oradadır. Değerli bilim insanı olan Plinius, muhafazakar düşünceye sahip olduğu için bir portreyi veya görseli her zaman sabit temsillerle kısıtlar. Ona göre; görüntünün mutlaka meşru bir insan veya Tanrı’yı içermesi gerekir. Asırlar öncesinden gelen bu yaklaşım hala varlığını korurken görsel düzenlemelere nasıl yaklaşmamız gerektiğine dair etik yaklaşımlara ihtiyacımız var. Dünya tıka basa temsillerle doluyken baş kaldırdığımız şeylerin kendisine dönüşme riskini taşıyoruz. Kaybolmuşluğun, belirsizliğin izlerini aramaya koyulduğumuzda bulduğumuz şeyleri sabitleştirme riskine kapılıyoruz. Hareket sahamızda bedenimizden başka bir şey yoksa bütün bu kargaşayla nasıl baş edeceğiz? Plinius’un Antik Roma’dan günümüze gelen perspektifiyle yol alamayacağımıza göre, görüntülerin biricikliği mevzusunu değerlendirmek bizler için önem teşkil ediyor. Tüm bu giriş esasında Hakan Sorar’ın çalışmaları için isabetli olabilir. Sanatçı, çektiği fotoğraflarda ve üzerinde çalıştığı dijital sahada, farklı insan bedenleri üzerine yoğunlaşıyor. Üretimlerinde tenin yüzeyindeki kıllar, eller, kollar ayrıksı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Akla ilk fırsatta Spinoza geliyor. Filozofun “Hiç kimse bir bedenin neler yapabileceğini bilemez.” cümlesi öznelliğimizi vurgular. Hareket sahamız tekil olma özelliği taşır. Ama toplumsal alan, kimi yasaklara, engellere ve katı uygulamalara sahiptir. Mamafih hal-i pür melalimizin kesintisiz olarak politikayla dolup taştığını söylemeliyiz. İşte Sorar’ın görsel organizasyonu, böyle bir gerilim hattını dışa vurmakla kalmayıp aynı zamanda bedenlerin özgünlüğünü ortaya koymaya gayret ediyor. O halde sanatçının çalışmalarını üç farklı yaklaşımla inceleyebiliriz. İlkin, görsellerin düzeneğine ilişkin analize girişebiliriz. Gerek siyah beyaz fotoğraflar gerekse de dijital ortamda geliştirilen beden tasvirleri ya
da parçaları estetik bir refleksle Sorar’ın dünyasında yeşeriyor. Sanatçı sabit görsellerle sınırlı kalmak yerine demokratik perspektifini çalıştırıyor ve tek tip beden formlarının ötesine geçiyor. İkinci yaklaşıma geldiğimizde, görsellerde zaman mevzusu ortaya çıkıyor. Hakan Sorar görsel düzeneklerine dair kendi zamanını yaratıyor. Yani bölünmüş, düz çizgi biçiminde, kuşaklarla sınırlanmış yüzeysel zaman algısını aşarak

döngüsel hattı vurguluyor. Dijital çalışılan görüntülerde, sanal zaman kurgulanıyor. Fotoğraflarda her bakışta farklılaşan beden izleriyle karşılaşırken şimdiki zaman vurgusunun altı çiziliyor. Son olarak üçüncü yaklaşıma geldiğimizde, görsellerin anonim olduğunu görüyoruz. İşte bu durum çalışmaların temsiliyetini kırarken kendini ifade edemeyen, arafta kalmış, belirsizleştirilmiş bedenlerin su yüzüne çıkmasını sağlıyor. Üç yaklaşımla birlikte Sorar’ın görsellerinin düşündüğünü söylersek yanılmış olmayız. Böylelikle işlenen melez bedenlerin kimlikten azade tek bir noktada sıkışmadığını görüyoruz. “Düşünceli” sıfatını üstlenen görsel formlar, ışığını yitiren bedenlere gözünü dikiyor. Yani Hakan Sorar’ın eserleri, kolay kolay düşünmekten vazgeçmeyerek hepimizi kendimizi sorgulamaya çağırıyor.
İlker Cihan Biner


Visual stories about human, body, flesh, identity, skin, hairs, wound, flaw, limbs, gender, intimacy, aesthetic, society, politics, hiding, embarrassment, escape, touch, acquainting, thinking and reconciliation… Hakan Sorar

Thought, Image, Body
In Rome in the first century A.D., Pliny the Elder was angry with collectors filling their galleries with statues they didn’t even know who they depicted. These statues were only there because they were art. Pliny the Elder, a valuable scientist, always restricts a portrait or an image to certain representations because of his conservative thoughts. According to him, a representation must absolutely contain a legitimate person or God. Although this approach from centuries ago still remains, we need to regulate our visual ethics. While the world is full of representations, we are in risk of turning into the things we rebel against. When we look for traces of loss and uncertainty, we risk fixating our finds. If there is nothing else within our action field than our body, then how are we going to deal with all this confusion? Since we cannot be driven by the perspective of Pliny the Elder from ancient Rome, it is important for us to assess the uniqueness of images. Actually, all of this introduction might be relevant to Hakan Sorar’s work. The artist focuses on different human bodies in his photographies and the digital field he works in. In their productions, the hairs on the skin’s surface, hands and arms appear in eccentric ways. Spinoza comes to mind at the first opportunity. The philosopher’s phrase “nobody has determined yet what the body is capable of” emphasizes our subjectivity. Our motion field bears the speciality of singularity. However, the social field has some prohibitions, obstacles and strict practices. Nevertheless,

our unfortunate situation has been constantly filled with politics. And that is how Hakan Sorar’s visual arrangement not only expresses such a line of tension, but also tries to reveal the bodies’ authenticity. Hence, we can examine the artist’s work with three different approaches. First, we can try analyzing them by the images’ layouts. Both, the black and white pictures and the digital body representations or parts of them grow in Sorar’s world with an esthetic reflex. Instead of limiting themselves to fixed visuals, the artist uses a democratic perspective and goes beyond uniform bodies. Coming to our second approach, the theme of time emerges in the visuals. Hakan Sorar creates their own time in their visual contrivances. In other words, they surpass the divided, linear, limited by generations, superficial perception of time to emphasize the cyclical track. In the digitally prepared exhibits, virtual time is fictionalized. In the photographs, while confronted with different body markings with every glance, the emphasis is on the present. Lastly, arriving at the third approach, we see that the visuals are anonymous. This situation, while breaking the representation of the exhibits, enables the bodies that cannot express themselves, remain in limbo, and become indeterminate. With these three approaches, we wouldn’t be mistaken to say we suppose that Sorar’s visuals are thinking. Thus, we see that the processed hybrid bodies do not get stuck in a single, less than identity point. Visual forms that assume the title “thoughtful” set their eyes on bodies that lose their light. In other words, Hakan Sorar’s exhibits invite us all to question ourselves by not giving up thinking easily.
İlker Cihan Biner